20 Kasım 2017 Pazartesi

Genç kızlara öğütler

Aman kızım sıkı kapat bacaklarını… Yanlış anlarlar, aranıyor derler. “Ayşe Hanım’ın kızından karı olmaz daha oturmasını kalkmasını bilmiyor” dedirtme el aleme. Çünkü canım kızım rahat rahat oturmak bile erkeklere mahsustur. Kız kısmısın sen kapa bacaklarını eğ gövdeni. Eğ ki “Ayşe Hanım’ın kızı da memelerini gösteriyor” demesinler. Bırak kimseden çekinmeden yürüme işini de ağabeyin yapsın. Yolda yürürken kaldırma başını yere bak. “Ayşe Hanım’ın kızında da çekinme yok, erkeklerin gözüne gözüne bakıyor” demesinler. Baban duyarsa biz ne yaparız?

Aman kızım yalvarırım çok konuşma… Kız kısmı susar, büyüğe cevap mı verilirmiş? Varsın babaannen seni el alemin içinde rezil etsin, varsın ağabeyin seni dövsün, varsın babandan her gün küfür yiyesin. Bırak aşağılasınlar seni, bırak evin hizmetçi kölesi gibi çalıştırsınlar. Sen terbiyeli ol canım kızım. Yoldan geçerken laf atan erkeğe cevap mı verilirmiş? Ağabeyini katil mi edeceksin?

Aman kızım çıkar o suratındaki boyaları… Sadece kendini satan kadınlar boyar suratını, onlara mı özendin? Parfüm de sıkma, yanından geçen erkeği kokundan etkileyip günaha mı sokmak niyetin? Bırak etek de giymeyiver, o pantolonun da dar olmasın. Her yerini belli edeceksen niye giyiniyorsun? Kız dediğin kendini saklar, Allah bile ne demiş “İlk bakıştan erkek sorumlu değildir!”

23 Ekim 2017 Pazartesi

Şükrü Küçükşahin "İyi ki yürümüşüm ve iyi ki bu kitabı yazarak tarihe not düştüm"

Bu yıl Türkiye siyasi tarihinde bir ilk yaşandı ve ana muhalefet lideri Enis Berberoğlu’nun tutuklanması ve ülkedeki tüm adaletsizlikler için Ankara’dan İstanbul’a yürüyeceğini açıkladı. 432 kilometre milyonlar eşliğinde 25 günde tamamlandı. Bu önemli siyasi olayı en başından beri izleyen ve de kitaplaştıran 35 yıllık gazeteci Şükrü Küçükşahin ile buluştuk ve hem “Magna Carta’dan 802 yıl sonra Adalet için yürümek” kitabını hem de Adalet yürüyüşünü konuştuk. Yolun başında bir gazeteci adayı olarak benden daha usta bir gazeteciyle röportaj yapmanın mutluluğunu duyuyorum. Hadi hep birlikte sohbetimize bir göz atalım…

Adalet yürüyüşüne katılma nedeniniz nedir?

Adalet yürüyüşüne iki nedenle katıldım. Birincisi, bence bir gazetecinin böyle siyasi etkinlikler – ki ben 35 yıllık gazetecilik hayatımda hep siyaseti izlemiş bir gazeteciyim- ancak bir kez denk düşer. Her gazetecinin bu yürüyüşü izlemesi gerekirdi çünkü sadece Türkiye’nin değil dünyanın en önemli siyasi yürüyüşlerinden birisiydi. Uzunluk ve süre olarak da en uzunu bu yürüyüştü. Milyonlar katıldı, bunu izlemek bir gazetecilik göreviydi ve keşke bütün gazeteciler izleyebilseydi. İkincisi de Türkiye’de gerçekten çok ciddi adaletsizlikler yaşanıyor ve bizim mesleğimiz de bundan nasibini fazlasıyla almıştı. 170 gazeteci cezaevinde, 2000’den fazla gazeteci mesleğinden edilmiş. Bunlardan biri de bendim. Ben bu yürüyüşü izlerken her gün 16.16’da 4X4 gündem adlı Periscope yayınlarımda halka izletmeye çalıştım. Bir gazeteci olarak izlediğimi itiraf edeyim ama Türkiye’de gazetecilik ve aktivistlik biraz iç içe geçti. Bu kadar çok gazeteci cezaevindeyse, gazeteciler tabii ki sokağa çıkmak, gösteri yapmak, demokratik anlamda haklarını kullanmak zorundalar çünkü cezaevinde olanların çoğunun tek suçu gazeteci olmak. Ben örneğin Cumhuriyet davasını izledim, haberin neden o sayfada kullanıldığı ve gazetenin yayın politikası tartışıldı. Tutuklu sanıkların herhangi bir bombasından, şiddetinden, ele geçirilmiş bir silahından söz edilmedi sadece haber konuşuldu. Türkiye için çok ciddi bir hukuksuzluk ve gerçekten gazeteciliğin bittiğinin göstergesi. Hem benim gibi haksız bir şekilde işinden edilmiş, mesleğine aşkla bağlı 35 yıllık bir gazeteci için kaçınılmaz bir fırsattı aynı zamanda görevdi benim için. İyi ki de yürümüşüm, o insanları gözledim ve iyi ki bu kitabı onlar adına yazarak tarihe bir not düştüm.

5 Eylül 2017 Salı

Erkeğin en kötü rol modeli erkektir


Sosyal medya icat oldu; mertlik bozuldu, gavatlık moda oldu.Çok ciddi söylüyorum erkekler kafayı yedi. Eskiden genç kızlar dizilere özenip kafayı yerlermiş ya hah işte bizim erkekler de öyle oldu. Bu kız düşürme çabalarını görse Recaizade Araba Sevdası’nı tekrar yazardı çünkü yanlış batılılaşma zirveyi görmüş bulunmakta. Daha önce erkekler ve sendromları diye bir yazı yazmıştım. O yazıyı yazdığım zamanlar bu dünya için fazla masummuşum onu anladım. Şimdi hepinizi koluma takıyorum ve erkekleri bu duruma sürükleyen nedenlere yani özendikleri kişilere dair küçük bir yolculuğa çıkıyoruz… 

1 Ağustos 2017 Salı

Hikaye kısa diye bitmezmiş

Bazı kadınlar azla yetinmeyi bilmez.

Azla yetinmeyi bilen kadınlarla evlenir erkekler, sonra azla yetinmeyi bilmeyenlerle aldatırlar o kadınları…

Huydur.

O kadınlar yine azla yetinmeye devam ederler.

Sevginin azlığından konserve yaparlar.

Sevdiği adamın yokluğuyla yetinip, gözyaşlarından turşu kurarlar.

Hep kıştır gelen, lazım olur.

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Gazeteler gerçek gazetecilerin olmalıdır

Bir zamanlar hukuk fakültesi kazanan öğrencilerin “adalet olmayan ülkede hukuk okuyoruz” sözü popüler olmuştu. Basın özgürlüğü olmayan ülkede gazeteci “olabilmek” de buna benziyor. İnkar edilemeyecek bir gerçek var ki gazetecilik bitkisel hayata girdi. Kendisi var, bütün ismi ve cismiyle orada öyle yatıyor fakat işlevi yok.
Eğer sizden istenen haberi, sizden istendiği şekilde yazmazsanız işsiz kalabilirsiniz.
 Kendi politik görüşünüzü aktardığınız yazılarla öne çıkıyorsanız ve bu görüşler hükümetin politikasıyla ters düşüyorsa hapse girebilirsiniz. Bir olayı aydınlatma süreci günümüzde hapse giden yolu açtığı için de araştırmacı gazetecilik bitmiş durumda bu yüzden.

11 Mayıs 2017 Perşembe

Fatma Kaplan Hürriyet: "Bu dönem, bu anayasa 80 darbesine rahmet okutuyor."

Cumhuriyet Halk Partisi Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet ile CHP İzmit İlçe Başkanlığı’nda buluşup hem referandum, hem gündem hakkında bir sohbet gerçekleştirdik. Sohbetimize hep birlikte bir göz atalım...




Zorlu bir referandum süreciydi. Özellikle mecliste yapılan oylamalar fazlasıyla tartışmalı geçti. Bu oylamalar sırasında aynı kabinde oy kullanan vekilleri videoya aldığınız için Ak Parti grup başkanvekili Mustafa Elitaş ve Ahmet Gündoğdu tarafından darp edildiniz. “Yere batsın saraylarınız, yere batsın anayasanız, yere batsın başkanlığınız” diye sizi isyan ettiren bu olay esnasında neler yaşandı?

Bu bir hak mücadelesiydi, orada vatandaşlarımızın geleceğiyle ilgili kararlar söz konusu olduğunda milletvekillerinin gözünü sakınmadan elini değil, gövdesini taşın altına koyduğu anlardan bir tanesiydi. İktidar ne yazık ki meydan muharebesine çevirdiği için o görüşmeleri, elinden gelen her şeyi yaptı. Sansürlemek, vatandaşın hakkını gasp etmek, hukuksuz davranmak adına anayasa görüşmelerini nasıl hızlı yaparım da vatandaşa hissettirmeden geçiririm diye çok uğraştı ama çok da amacına ulaşamadı en azından vatandaşın tepkisini organize etmek açısından önemliydi bizim yaptıklarımız. Onun yansımasıydı bu olay, mecliste herkes sonuna kadar dolduğu, sabır taşının çatladığı dönemlerdi. Darp kısmından çok yaşanan hukuksuzluklar, haksızlıklar, iktidarın elindeki gücü nasıl hunharca kullandığı ve halk için değil kendi çıkarları için, kendi bekaları için gözlerini nasıl bir hırs bürüdüğünün göstergesi ve onun bir şiddet aracılığıyla yansımasıydı.

3 Şubat 2017 Cuma

Onur Soğuk Hoca: "Siz yeter ki çalışın ve iyi insan olun"

O bir fenomen! Twitter’da paylaştığı ders notları ile öğrencilerin göz bebeği haline gelen Onur Soğuk 1981 yılında Sivas’ta doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Sivas’ta tamamladıktan sonra üniversite için Mersin’e geldi ve Mersin Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Edebiyat bölümünden mezun oldu. Silifke’de yaşayan Onur Soğuk Hoca evli ve bir kız çocuğu babası. Hadi gelin Onur Soğuk Hoca’yla gerçekleştirdiğimiz sohbetimize birlikte bir göz atalım. Bakalım biz neler konuşmuşuz.

Eğitim sosyal medyanın gereksinimiydi siz de bunu karşılayan fenomen öğretmenlerin başında geliyorsunuz. Yazdığınız notları Twitter’da paylaşarak öğrencilerin gönlünü fethettiniz. Ardından radyo programınız başladı ve şuan bir dilbilgisi kitabınız var. Bütün bu serüven nasıl başladı? Önce notları paylaşma, daha sonra radyo fikri nasıl oluştu?

Sizin de dediğiniz gibi öğrenciler artık hep sosyal medyada. Sınıfta şunu gözlemledik biz ders anlatsak da çocukların ilgisi hep telefona kayıyor. Ben de o sıralarda öğrencilerimi gözlemledim, sosyal medyada sınava yönelik hesapları takip ediyorlar. Bir öğrencimin telefonunda edebiyat dersiyle ilgili bir caps gördüm. “Bunlara mı gülüyorsunuz?” diye sorduğumda “Evet” yanıtını aldım. “O zaman ben daha iyisini yaparım” dedim. En başta YGS-LYS Edebiyat adıyla bir hesap açtım, orada branşımla alakalı espriler, capsler paylaşıyordum ondan sonra hesabın adını kendi adımla kullanmaya başladım yani trol hesap olarak kalmasını istemedim. Öğrencilerin ilgisi artmaya başlayınca sınıf içerisinde yaptığım şeyi sosyal medyaya taşımak istedim. Elimden geldiğince bilgilerimden, tecrübelerimden öğrencileri faydalandırayım. Edebiyatla alakalı, dilbilgisiyle alakalı mini notlar yazmaya başladım. Kendi el yazımla yazıp, fotoğrafını çekip Twitter’a koymaya başladım. Öğrencilerin ilgisi artınca her hafta yenisini yazıp atmaya başladım. Süreç böyle ilerlerken bir gün İzmir’e gittim. Hatta orada beni takip eden öğrencilerle bir kitap evinde sohbet gibi bir şey düzenlemiştik. Gelen öğrencilerden biri internet radyosu olduğunu ve konuk olmamı istediğini söyledi. “Nasıl olacak?” dediğimde telefonla konuşacağımızı söyledi. Onunla telefon konuşması gerçekleştirip, Twitter’da gözlemlediğimizde baya bir ilgi duyulduğunu gördük. Çocuklar dinleyip, soru sorma imkanı yakaladılar. Böylelikle radyo fikri benim kafamda şekillendi. “Radyo kurup öyle ders anlatsak nasıl olur?” diye düşündüm bunun üzerine Twitter’dan tanışıp görüştüğüm Muhammed Tosun ile bağlantıya geçtik. Ona da fikrimi anlattım Muhammed’de “Olur hocam, bu kolay kuralım, yapalım” deyince Muhammed radyoyu kurdu.

Radyo programının işleyişi nasıl oldu? Neler yapıyorsunuz?

En başta Skype yoktu, telefonla bağlanıp ders anlatıyordum ve yaklaşık 2.5 yıldır her hafta perşembe günleri 21.30’da radyo dersleri yapıyoruz. Burada artık ders notu paylaşmayı bıraktık, yenilik ilkesi ışığında hem radyoda ders anlatıyoruz hem de salı günleri Periscope’da ders anlatıyoruz. Dilbilgisi kısmı Periscope, edebiyat kısmını radyo derste işliyoruz. Burada ilginç olan ve hoş olan radyo ders deneyimi çünkü ben bir öğretmen olarak dersin sınıfla sınırlandırılamayacağı kanaatine vardım. Öğrenciler artık sınıfta ders işlemek istemiyor, radyo derste biz bunu kırdık öğrencilerin ilgisini çekecek şekilde ders işliyoruz. Veriler elimize geliyor, şuan bizi 68 ilden öğrenci dinliyor biz bunu tespit ettik ve her bir dersimizi de ortalama 2 bin 500- 3 bin öğrenci dinliyor. İnteraktif bir ders olması için de bir tag açıyoruz #oshradyo diye hatta geçenlerde trend topic oldu. Çok mutlu olduk. Ayrıca sadece ders yapmıyoruz, ünlü yazarları, gençlerin hoşuna gidebilecek sanatçıları ağırlıyoruz. Kimleri konuk ettik diye bakıyorum Ahmet Ümit, Nazlı Eray, Buket Uzuner, Hüsnü Arkan, Edip Akbayram, Latife Tekin. En büyük hayalimiz Zülfü Livaneli’ni konuk etmek ona da az kaldı diyebilirim.Yani böylelikle hem ders işliyoruz hem de öğrencilerimizin hoşuna gidebilecek, örnek alabilecekleri sanatçıları konuk ediyoruz. Amacımız öğrencilerimizi eğlendirerek bir şeyler katabilmek.

Diğer eğitimcilerle de irtibat halindesiniz. Twitter’da tanıştığınız Salim Ünsal ile TRT Okul’da yayınlanan Fatih Aytaç ile Tercih Rehberi programına katıldınız. Sosyal medya eğitimde önemli bir rol oynarken eğitimcilere ve ilişkilerine neler kattı?

Sosyal medyada etkin olmam ve öğrencilerin beni ilgiyle takip etmesi diğer eğitimcileri de etkiledi ve sosyal medya yoluyla ben de çok değerli eğitimcilerle tanışma imkanı yakaladım. Bunlardan biri Salim hoca –ki bence Türkiye’nin en iyi rehberlikçisi-, Fatih Aytaç, Fide Okulları’nın kurucusu Ali Koç gibi pek çok değerli eğitimciyle tanıştım. Bu da çok güzel bir şey çünkü ben küçük bir yerde yaşıyorum ve bağlantılarımız sınırlı oluyor. Eğer sosyal medyada etkin olmasaydım, bu tarz insanlarla tanışma ihtimalim yoktu. Bu gerçekten önemli bir şey, kendi mesleki deneyimim açısından da önemli bir şey. Ara ara eğitimle ilgili sohbetlerde bulunuyoruz, programlara çıkıyoruz. Her eğitimcinin sosyal medyayı etkin kullanması lazım özellikle günümüzde gençler burada. Hatta Hz. Muhammed’in bir sözü vardır “İlim Çin’de olsa bile öğreneceksiniz” diye, ben onu biraz değiştirdim “Öğrenci Çin’de olsa bile bulup öğreteceksiniz” diye bizim sosyal medyada eğitimciler olarak burada olmamız lazım. Eğitimcilerin şu nedenle de sosyal medya kullanması lazım. Ben gençleri takip ediyorum Twitter’da, takip etmeliyiz ki onların ruh hallerini, hayata bakış açılarını ve nelerden hoşlandıklarını, mizah anlayışlarını anlayabilelim. Böylelikle öğrencilere daha eşit yaklaşmamızı ve onlara daha yakın olmayı sağlayabilir.