8 Mart 2018 Perşembe

Barış Müstecaplıoğlu: "Hayallere Ulaşma Rehberi bilgi vermekten çok deneyim yaşatmayı amaçlıyor"

Fantastik kurgu roman yazarı kimliğinin yanı sıra İnsan Kaynakları Yöneticisi olan Barış Müstecaplıoğlu ile iş hayatındaki deneyimlerini, kazanımlarını anlattığı yeni kitabı Hayallere Ulaşma Rehberi’ni konuştuk. Hayallere Ulaşma Rehberi size pembe gözlükler taktıran kişisel gelişim kitaplarından biraz farklı, sizi karşısına alıyor ve izlediğiniz yolları gözden geçirmeye ikna ediyor. Gelin sohbetimize göz atalım ve Hayallere Ulaşma Rehberi’ni bir de yazarından dinleyelim.


Öncelikle sizden başlamak istiyorum. Boğaziçi Üniversitesi’nde İnşaat mühendisliği okurken İnsan kaynaklarına ilgi duymaya nasıl başladınız?
Fen lisesinde okuyan gençlerin çoğu gibi ben de mühendislik alanında kariyer yapmanın benim için doğru olacağını düşünmüştüm. O yaşlarda hayat ve hayaller hakkında şu an olduğu gibi bir farkındalığım yoktu. Boğaziçi’nde okurken aldığım seçmeli dersler sayesinde, beni asıl heyecanlandıran konuların insanların karakter özellikleri, motivasyon kaynaklarımız, insan zihninin doğru ya da yanlışa nasıl yönlendirilebildiği gibi konular olduğunu keşfettim. İnşaat mühendisliği dersleri ise bana oldukça sıkıcı geliyordu. Hayatım boyunca tutkuyla yapabileceğim bir iş arzuladığım için, beni heyecanlandıran konulara odaklanan işleri araştırdım, sonunda insan kaynakları alanında çalışmak beni cezbetti. Roman yazmanın yanı sıra 20 yıla yakın süredir insan kaynakları ve eğitim alanlarında küresel firmalarda çalışıyorum ve bu seçimimden hiç pişman olmadım. Gene de mühendislik okumuş olmaktan mutluyum, çünkü analitik beceriler, proje yönetimi ve sistem kurma bilgisi hayatta hayallerimize ulaşmamızda önemli rol oynuyor. İnsan kaynakları alanında imza attığım projelerde de, sıra dışı romanlar yazarken de hem psikoloji alanındaki bilgilerimin hem de mühendislik altyapımın faydasını görüyorum.

Ayrıca bir eğitim aldınız mı?
İlk işyerim olan Yapı Kredi Bankası’na MT (Yönetici Adayı) olarak girmiştim, Yapı Kredi’de MT eğitim programı oldukça kapsamlıydı, insan kaynaklarının temellerini bu programda öğrendiğimi söyleyebilirim. Öncesinde sayısız kaynak okuyup bu işin uzmanlarıyla sohbetler ederek kendimi çıkacağım yolculuğa hazırlamıştım. Kariyerim boyunca öğrenmekten ve kendimi yenilemekten hiç vazgeçmedim. Yöneticilik yaparken Birleşmiş Milletlerin yetkili kuruluşu ICAO’dan eğitmenlik sertifikası almaktan kapsamlı bir mentörlük eğitimi almaya kadar bulduğum her fırsatı değerlendirdim. Dünya ve iş hayatı öyle hızlı değişiyor ki, bugünkü bilgi ve tecrübemiz birkaç yıl sonra anlamsızlaşıyor, kendimizi sürekli yenilememiz ve bu değişimi yakalamamız şart. 30 – 40 yıllık bir kariyeri, 4 yıllık üniversite eğitimiyle inşa edemeyiz.

20 Kasım 2017 Pazartesi

Genç kızlara öğütler

Aman kızım sıkı kapat bacaklarını… Yanlış anlarlar, aranıyor derler. “Ayşe Hanım’ın kızından karı olmaz daha oturmasını kalkmasını bilmiyor” dedirtme el aleme. Çünkü canım kızım rahat rahat oturmak bile erkeklere mahsustur. Kız kısmısın sen kapa bacaklarını eğ gövdeni. Eğ ki “Ayşe Hanım’ın kızı da memelerini gösteriyor” demesinler. Bırak kimseden çekinmeden yürüme işini de ağabeyin yapsın. Yolda yürürken kaldırma başını yere bak. “Ayşe Hanım’ın kızında da çekinme yok, erkeklerin gözüne gözüne bakıyor” demesinler. Baban duyarsa biz ne yaparız?

Aman kızım yalvarırım çok konuşma… Kız kısmı susar, büyüğe cevap mı verilirmiş? Varsın babaannen seni el alemin içinde rezil etsin, varsın ağabeyin seni dövsün, varsın babandan her gün küfür yiyesin. Bırak aşağılasınlar seni, bırak evin hizmetçi kölesi gibi çalıştırsınlar. Sen terbiyeli ol canım kızım. Yoldan geçerken laf atan erkeğe cevap mı verilirmiş? Ağabeyini katil mi edeceksin?

Aman kızım çıkar o suratındaki boyaları… Sadece kendini satan kadınlar boyar suratını, onlara mı özendin? Parfüm de sıkma, yanından geçen erkeği kokundan etkileyip günaha mı sokmak niyetin? Bırak etek de giymeyiver, o pantolonun da dar olmasın. Her yerini belli edeceksen niye giyiniyorsun? Kız dediğin kendini saklar, Allah bile ne demiş “İlk bakıştan erkek sorumlu değildir!”

23 Ekim 2017 Pazartesi

Şükrü Küçükşahin "İyi ki yürümüşüm ve iyi ki bu kitabı yazarak tarihe not düştüm"

Bu yıl Türkiye siyasi tarihinde bir ilk yaşandı ve ana muhalefet lideri Enis Berberoğlu’nun tutuklanması ve ülkedeki tüm adaletsizlikler için Ankara’dan İstanbul’a yürüyeceğini açıkladı. 432 kilometre milyonlar eşliğinde 25 günde tamamlandı. Bu önemli siyasi olayı en başından beri izleyen ve de kitaplaştıran 35 yıllık gazeteci Şükrü Küçükşahin ile buluştuk ve hem “Magna Carta’dan 802 yıl sonra Adalet için yürümek” kitabını hem de Adalet yürüyüşünü konuştuk. Yolun başında bir gazeteci adayı olarak benden daha usta bir gazeteciyle röportaj yapmanın mutluluğunu duyuyorum. Hadi hep birlikte sohbetimize bir göz atalım…

Adalet yürüyüşüne katılma nedeniniz nedir?

Adalet yürüyüşüne iki nedenle katıldım. Birincisi, bence bir gazetecinin böyle siyasi etkinlikler – ki ben 35 yıllık gazetecilik hayatımda hep siyaseti izlemiş bir gazeteciyim- ancak bir kez denk düşer. Her gazetecinin bu yürüyüşü izlemesi gerekirdi çünkü sadece Türkiye’nin değil dünyanın en önemli siyasi yürüyüşlerinden birisiydi. Uzunluk ve süre olarak da en uzunu bu yürüyüştü. Milyonlar katıldı, bunu izlemek bir gazetecilik göreviydi ve keşke bütün gazeteciler izleyebilseydi. İkincisi de Türkiye’de gerçekten çok ciddi adaletsizlikler yaşanıyor ve bizim mesleğimiz de bundan nasibini fazlasıyla almıştı. 170 gazeteci cezaevinde, 2000’den fazla gazeteci mesleğinden edilmiş. Bunlardan biri de bendim. Ben bu yürüyüşü izlerken her gün 16.16’da 4X4 gündem adlı Periscope yayınlarımda halka izletmeye çalıştım. Bir gazeteci olarak izlediğimi itiraf edeyim ama Türkiye’de gazetecilik ve aktivistlik biraz iç içe geçti. Bu kadar çok gazeteci cezaevindeyse, gazeteciler tabii ki sokağa çıkmak, gösteri yapmak, demokratik anlamda haklarını kullanmak zorundalar çünkü cezaevinde olanların çoğunun tek suçu gazeteci olmak. Ben örneğin Cumhuriyet davasını izledim, haberin neden o sayfada kullanıldığı ve gazetenin yayın politikası tartışıldı. Tutuklu sanıkların herhangi bir bombasından, şiddetinden, ele geçirilmiş bir silahından söz edilmedi sadece haber konuşuldu. Türkiye için çok ciddi bir hukuksuzluk ve gerçekten gazeteciliğin bittiğinin göstergesi. Hem benim gibi haksız bir şekilde işinden edilmiş, mesleğine aşkla bağlı 35 yıllık bir gazeteci için kaçınılmaz bir fırsattı aynı zamanda görevdi benim için. İyi ki de yürümüşüm, o insanları gözledim ve iyi ki bu kitabı onlar adına yazarak tarihe bir not düştüm.

5 Eylül 2017 Salı

Erkeğin en kötü rol modeli erkektir


Sosyal medya icat oldu; mertlik bozuldu, gavatlık moda oldu.Çok ciddi söylüyorum erkekler kafayı yedi. Eskiden genç kızlar dizilere özenip kafayı yerlermiş ya hah işte bizim erkekler de öyle oldu. Bu kız düşürme çabalarını görse Recaizade Araba Sevdası’nı tekrar yazardı çünkü yanlış batılılaşma zirveyi görmüş bulunmakta. Daha önce erkekler ve sendromları diye bir yazı yazmıştım. O yazıyı yazdığım zamanlar bu dünya için fazla masummuşum onu anladım. Şimdi hepinizi koluma takıyorum ve erkekleri bu duruma sürükleyen nedenlere yani özendikleri kişilere dair küçük bir yolculuğa çıkıyoruz… 

1 Ağustos 2017 Salı

Hikaye kısa diye bitmezmiş

Bazı kadınlar azla yetinmeyi bilmez.

Azla yetinmeyi bilen kadınlarla evlenir erkekler, sonra azla yetinmeyi bilmeyenlerle aldatırlar o kadınları…

Huydur.

O kadınlar yine azla yetinmeye devam ederler.

Sevginin azlığından konserve yaparlar.

Sevdiği adamın yokluğuyla yetinip, gözyaşlarından turşu kurarlar.

Hep kıştır gelen, lazım olur.

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Gazeteler gerçek gazetecilerin olmalıdır

Bir zamanlar hukuk fakültesi kazanan öğrencilerin “adalet olmayan ülkede hukuk okuyoruz” sözü popüler olmuştu. Basın özgürlüğü olmayan ülkede gazeteci “olabilmek” de buna benziyor. İnkar edilemeyecek bir gerçek var ki gazetecilik bitkisel hayata girdi. Kendisi var, bütün ismi ve cismiyle orada öyle yatıyor fakat işlevi yok.
Eğer sizden istenen haberi, sizden istendiği şekilde yazmazsanız işsiz kalabilirsiniz.
 Kendi politik görüşünüzü aktardığınız yazılarla öne çıkıyorsanız ve bu görüşler hükümetin politikasıyla ters düşüyorsa hapse girebilirsiniz. Bir olayı aydınlatma süreci günümüzde hapse giden yolu açtığı için de araştırmacı gazetecilik bitmiş durumda bu yüzden.

11 Mayıs 2017 Perşembe

Fatma Kaplan Hürriyet: "Bu dönem, bu anayasa 80 darbesine rahmet okutuyor."

Cumhuriyet Halk Partisi Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet ile CHP İzmit İlçe Başkanlığı’nda buluşup hem referandum, hem gündem hakkında bir sohbet gerçekleştirdik. Sohbetimize hep birlikte bir göz atalım...




Zorlu bir referandum süreciydi. Özellikle mecliste yapılan oylamalar fazlasıyla tartışmalı geçti. Bu oylamalar sırasında aynı kabinde oy kullanan vekilleri videoya aldığınız için Ak Parti grup başkanvekili Mustafa Elitaş ve Ahmet Gündoğdu tarafından darp edildiniz. “Yere batsın saraylarınız, yere batsın anayasanız, yere batsın başkanlığınız” diye sizi isyan ettiren bu olay esnasında neler yaşandı?

Bu bir hak mücadelesiydi, orada vatandaşlarımızın geleceğiyle ilgili kararlar söz konusu olduğunda milletvekillerinin gözünü sakınmadan elini değil, gövdesini taşın altına koyduğu anlardan bir tanesiydi. İktidar ne yazık ki meydan muharebesine çevirdiği için o görüşmeleri, elinden gelen her şeyi yaptı. Sansürlemek, vatandaşın hakkını gasp etmek, hukuksuz davranmak adına anayasa görüşmelerini nasıl hızlı yaparım da vatandaşa hissettirmeden geçiririm diye çok uğraştı ama çok da amacına ulaşamadı en azından vatandaşın tepkisini organize etmek açısından önemliydi bizim yaptıklarımız. Onun yansımasıydı bu olay, mecliste herkes sonuna kadar dolduğu, sabır taşının çatladığı dönemlerdi. Darp kısmından çok yaşanan hukuksuzluklar, haksızlıklar, iktidarın elindeki gücü nasıl hunharca kullandığı ve halk için değil kendi çıkarları için, kendi bekaları için gözlerini nasıl bir hırs bürüdüğünün göstergesi ve onun bir şiddet aracılığıyla yansımasıydı.