3 Kasım 2016 Perşembe

Gülsüm Kav: "Her kadın karate yapamayabilir ama her kadın örgütlenebilir"

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu genel temsilcisi Gülsüm Kav ile “Kadın Harekatı Okulu” adı altında gerçekleştirdikleri eğitimin ardından bir sohbet gerçekleştirdik.
Gülsüm Kav, doktor ve tıp etiği uzmanı. Anadolu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde uzmanlık yaptı. 2010 yılında kurulan Kadın Cinayetlerini Durduracağız  Platformu’nun kurucuları arasında, 2012 yılından bu yana genel temsilciliğini sürdürüyor.
Kadınlara uygulanan şiddet, tecavüz, cinayet davalarında kadın kardeşlerini yalnız bırakmayan ve her davaya mutlaka destek olmaya çalışan Kadın Cinayetlerini Durduracağız platformunu, Türkiye’de kadına şiddetin durumunu, erkek egemen zihniyeti ve yapılan ayrımcılığı, Kadın Cinayetlerini Durduracağız platformu genel temsilcisi Gülsüm Kav’dan dinleyelim.


Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun amacı nedir? Amacınız doğrultusunda ne gibi çalışmalar düzenliyorsunuz?
Kadın cinayetlerini durdurmak ve kadınları şiddetten korumak için çalışıyoruz. Yaşam hakkı ve her türlü kadın hakkı ihlaline karşı mücadele ediyoruz. Platformun önceliği kadınların hayatta kalmasını sağlamak ve şiddete uğrayan kadınlara hukuki destek vermek.  Platform; 6284 sayılı kanunun uygulanması için sorumluları göreve çağırır, kadınlara korunma kanunundaki haklarını bilmeleri için eğitimler düzenler. Basın çalışmaları yapar, sanatçı dostlarının desteğini alır, toplumsal duyarlılık ve kamuoyu oluşturur. Şiddete uğrayan kadınların avukatlarıyla birlikte davalara katılır. Öldürülen kadın kardeşlerin davalarına sahip çıkıyoruz ve “intihar” olarak kapanan şüpheli davalarda gerçeğin ortaya çıkması için uğraşıyoruz.

Temel bir soru sormak istiyorum. Feminizm kavramını ülkemizde erkeği yerin dibine sokmak ya da Femen’in yaptığı gibi –belirli bir kesimin deyimiyle- ulu orta soyunmak olduğunu düşünen bir kitle var. Feminizm nedir?
Feminizm en geniş anlamıyla kadınların eşit haklarını savunmaktır. Kadınların kendi haklarının, çıkarlarının farkına varması ve bunları savunmaya başlamasıdır. Kendine feminist desin demesin bugün temel bir hakkı için mesela şiddetten korunmaya çalışan, boşanmaya çalışan kadın kardeşlerimiz de feministtir bir anlamda kendi hayat hakkı ve kaderini tayin hakkı mücadelesi yürütüyordur. Feminizmi geniş anlamıyla anlamanın büyük önemi olduğunu düşünüyorum. Feminizm yaşandığı bir coğrafyada kökleşip, toplumsallaştığı sürece ancak sonuç elde edebilir.  Bizim de Türkiye’de feminizmi kökleştirmek ve toplumsallaştırmak gibi bir niyetimiz var, buna ihtiyacımız var.

Bayan kelimesinden neden bu kadar iğrendik biz?  Şöyle bir durum da var hanımefendi kelimesi de eril bir dile kaçıyor. İnsanların aklında şu soru işareti var “Tanımadığımız bir kadına seslenmek zorunda kalırsak nasıl sesleneceğiz?” Kadın kelimesi çok kaba kaçıyormuş ya hani.
Çok iyi bir soru oldu bu, dün terminaldeyken bir adam “Bayan” diye seslendi biz bütün kadınlar döndük baktık. Dün otobüse binerken düşündüm “Bayandan başka söz yok mu” diye. Tabii ki kadınlara gerçek adıyla “Kadın” olarak seslenilmesini istiyoruz biz ama toplumsal sosyal hayatta adam değil de beyefendi denildiği de oluyor mesela, böyle kırılmalar olabilir. Bayan yerine hanımefendi de denilebilir ama o da içimize sinen bir durum değil. Neden hanımefendi olalım sürekli? “Bakar mısınız?” gibi cinsiyetsiz, nötr bir sesleniş işimizi görür.

Erillik/Eril dil toplumumuzda nasıl bir oluşum gösterir?
Her yer sirayet ediyor. Biz bunu haberlerin veriliş şeklinden, kadınlara uygulanan tüm politikalardan ve kadınların içinde bulunduğu durumdan anlayabiliriz. Kadınlar öldürülüyorlar, şiddete maruz kalıyorlar, annelik mesleğe çevriliyor. Kadınların bütün temel modern haklarına saldırı var. Kadın düşmanı siyasette, medyanın çok önemli bir kısmında kadın cinayetinin, şiddetin veriliş tarzında, yargıda, Türk Dil Kurumu’nun her gün yeni çıkardığı bir kelimenin cinsiyetçi anlamında, erillik ve eril dil her yerde! Hayatımızı oluşturan, bütünleyen kategorilerde erillikle karşılıyoruz.

Çilem Doğan’ın dava sürecine yakından tanık oldunuz. Davayla ilgili neler düşünüyorsunuz?
Bizim platformumuz aslına bakarsan öz savunma davalarına bakan bir platform değil daha çok şiddete maruz kalıp öldürülen kadınların davalarını takip ediyoruz. Bununla birlikte kendisi hayatta kalabilmek için erkeğe şiddet uygulamış kadınları sahipsiz bırakmıyoruz ama sadece bunu yapan kadın kurumları var zaten öz savunma davalarıyla birebir ilgilenen. Bana kalırsa öz savunma da bu anlama gelmez, nasıl feminizmi en geniş anlamıyla ele almamız gerekirse öz savunmayı da o şekilde ele almalıyız. Kadınlar da kendi öz savunmaları için birlik olmalı, örgütlenmeli ve mücadele etmelidir. Bütün kadınlar kendilerine şiddet uygulayan kocalarını öldüremeyebilir ve bu konuda idealize ediliyor. Eğitimlerimizde idealizasyon ne kadar zararlı diye tartışıyoruz yani Kill Bill filmindeki Beatris olamaz bütün kadınlar. Yaşlısı var genci var, sağlıklısı var, sağlıksızı var ve bunu yapamamış olanı yargılayamayız biz. Çilem’in yapmış olduğunu kahramanlaştırmanın da bir zararı var çünkü zaten böyle bir şey yapılmamalı diyorduk biz o zamanda. Çilem meşru müdafaa hakkını kullanmıştır, erkeklere bol keseden verilen indirimler elbette ki kendisi hayatta kalmak için erkeği öldüren bir kadına da verilmelidir. “Kadına şiddetten korunmanın tek yolu öz savunmadır, Çilem’in kirpiğiyiz” gibi şeyler çok uzak bize. Çok kimlikçi ve çok eleştirdiğimiz bir şey. Durumu çözen ve çözüm adımı olarak gördüğümüz bir şey değil. Çünkü bu durum Ayşe Paşalı’yı, Özgecan Aslan’ı yeniden yargılamak anlamına gelir. Sen öldüremedin Özgecan gariban, kahraman Çilem bu kabul edilemez bir adaletsizlik ve çözüm şiddete şiddet değil. Erkek egemenlik, öldürmekle bitecek bir şey değil. Öz savunma geniş anlamıyla ele alınırsa bir anlamı olur diye düşünüyorum. Feminizm bütün kadınlara lazım, en başta kadınlar kendi kuvvetleriyle örgütlenmeli. Her kadın karate yapamayabilir ama her kadın örgütlenebilir.


AYM, Türk Ceza Kanunu’nun 103. Maddesi 1. Fıkrası uyarınca “15 yaşını tamamlamamış her çocuğa karşı gerçekleştirilen her cinsel davranış istismar” sayılacağına ilişkin maddeyi iptal etti. Yüzlerce çocuk istismarı görmezden gelinecek Irmak bebeklerin sayısı artacak demek oluyor bu. Şiddet sadece kadınlara değil küçük bedenlere de ulaşırken. Bu hükmün iptal edilmesindeki amaç nedir?
Bu anayasa Irmak bebeği yaş itibariyle koruyordu. 12 yaşından sonraki kız çocuklarını kadın olarak görmek istiyorlar çünkü bu imam nikahı meselesi toplumsal bir olgu ve şuandaki gidişatta Türkiye’deki modern haklara, laik haklara saldıran, çocukları 6 yaşından itibaren evlenilebilir gören mantığının bir sonucu olarak imam nikahının önünü açmak istedikleri için ve mevcut imam nikahlıları cezasız bırakmak için 12 yaşa çekme çabası içerisindeler. 12 yaş diye bir şey dünyada yok, bugün Sahra altı İslam ülkelerinin sarıklı bakanları bile 18 yaş altı evlendirmeyin diye imamlara genelge yayınlıyor. O kadar utanç verici ki bu yapılan değişiklik. 12 yaşından sonra çocuğa “rızan var mıydı yok muydu” diye sorulacak ve eğer –o yaşta çocuğun rızası ne olacaksa- rızası olduğu durumda da cezasız bırakılacak çocuk istismarı, istenen bu. Bundan önce sınır 15 yaş idi yani 15 yaştan sonrasında şikayete bağlıydı ceza alması. Şöyle bir gerçek de var, gerici bir bakış açısıyla değil daha özgürlükçü bir bakış açısıyla 15 yaşında bedenini yeni yeni keşfetmeye başlayan bu kuşaklar, kendi ilk meraklarını yaşayabiliyorlar. Bir yerde bu konuda da görevli olduğum için biliyorum, ergenlik kuşağından çok gelen oluyor ama bunların bir kısmı kendi akranıyla kendi denemesini yapmış oluyor. Bu da araştırılmalı, önü kapatılmamalı. Arada baya yaş farkı olan otorite-güç ilişkisinin söz konusu olduğu durumlarda sınır 15 değil 18 yaş olmalı. Dünyada bu konuşuluyor, bazı ülkelerde 15-16 şikayete bağlı oluyor ya da evlilik yaşı açılabilir diyor. Çünkü kendi kararıyla yaşanabildiğini düşünen ülkeler de var. Ben sınırın 18 yaş olmasından yanayım, ceza konusunda 15 yaştan sonra şikayete bağlı olabilir fakat burada da bakılması gereken çocuğun, ezilen cinsiyetin, ilişkiyi kimle yaşadığı, kendi isteğiyle mi yoksa zorla mı yaşadığı.

Eşcinsel bireyler bir şekilde kendilerini kamufle ederek yaşam mücadelelerini sürdürürken, Hande Kader gibi birçok trans birey seks işçiliğine mahkum ediliyor. Birçoğu ya şiddete maruz kalıyor ya da Hande Kader gibi öldürülüyor. LGBT bireylerleri için yaşam hep böyle zor mu olacak?
Biz burada kadınlara yapılan haksızlığı konuşuyoruz, kadınlara yapılan hak ihlalleriyle mücadele ediyoruz ama bununla beraber hakikaten kötünün kötüsü var bundan daha büyük bir felaket  olarak LGBT ya da trans kadın kardeşlerimiz öldürüldüğünde fail yakalanmıyor! O derece cezasız, en azından kadın cinayetlerinde fail yargılanıyor, indirime itiraz ediyoruz. LGBT bireylerinde fail yakalanmıyor, hiç yargılanmıyor tümüyle cezasız kalıyor böylelikle bu şiddetin önü tamamen açık bırakılıyor. Onlara uygulanan şiddet yasal hale gelmiş durumda neredeyse.  Bir de iş ve istihdam alanları o kadar kapalı ki ne kadar eğitim almış olurlarsa olsunlar işsiz bırakılıyorlar.  İstihdam bu kadar kapalı olunca trans kardeşlerimiz fuhuş sektörüne mecbur bırakılıyorlar.  LGBT bireyleri için hayat Türkiye’de çok zor. Platform olarak trans kadın davamız da var, ağır ceza verdirttiğimiz dava da var, onlarla hep dayanışma içinde olacağız. LGBT bireylerinin kimlik mücadelesi yerine politik mücadele vermeleri çok daha yerinde olacaktır. Asla yalnız değiller, mücadele ettikleri sürece yanlarındayız.

Özgecan Yasası ısrarla çıkmıyor. Sosyal medya bunu duyurmak için çok iyi bir rol oynadı ama meclisten hala ses yok. Mevcut cezalar insanları korkutmuyor ve Ayşegül Terzi’nin saldırganı Abdullah Çakıroğlu gibi sırıtarak meydanlarda dolaşabiliyorlar. Daha kaçımızın tecavüze uğraması, ölmesi gerek? Bu anayasayı çıkarmak için ne yapabiliriz?

Türkiye’yi ortaçağ devletine döndürme savaşı veriyoruz bizi tarih ve medeniyet olarak ileri götürenlerle geriye götürmeye çalışanların bir savaşı bu. Kadınlarla ilgili alınan bütün kararlar siyasi. Mevcut hükümet gerici düşündüğü için kadınlar lehine hiçbir yasa çıkarmıyor. Toplum yararına ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü için de yasa çıkarmıyor kadınlar için de. Özgecan Yasası’da bunun parçası toplum verdiği tepkilerle durumu gündemde çok tutunca, sıkıştırınca sadece beyanda bulunuyor Özgecan davası sürerken bu yasanın çıkarılacağıyla ilgili sözler, vaatler verildi ama bunun somut adımı atılmadı. Bir gecede çok köklü değişiklikler yaparken yasalarda bunu yapmıyorlar çünkü kendileri de böyle düşünüyorlar. Kendileri de bu hakları kadınlara tanımak istemiyorlar. Zaten Özgecan o saatte o dolmuşa binmeseydi diye düşünüyorlar. Kadınlar evde otursun, makbul kadın olsun öldürülmezler diye düşünüyorlar. Gerçek bu değil onlara oy veren kadınlar da öldürülüp, şiddet görüyor. Sadece siyaseten değil, kadınlarla ilgili görüşleri de fıtratçı bir görüş olduğu için kadınlar lehine bir şey yapılmıyor.  Şuanda yargı, kolluk, 15 temmuz darbe girişiminden beri yargı ve emniyette alt üst olmuş durumda o nedenle mevcut yasalar bile işlemiyor. Biz Özgecan yasası için mücadelemizden asla geri durmayacağız ama mevcut bir koruma yasası var 6284, o yasa çıkmış durumda  bunun da uygulanmasıyla ilgili bir sıkıntı yaşıyoruz çünkü yargı da kolluk da işini yapmıyor. Ohal şartlarında yapabileceğimiz en iyi şey mücadele, mücadeleye devam!


2 yorum:

  1. Çok büyük anlam ve önem taşıyan bu röportajınız için tebrik ederim.

    YanıtlaSil

Ne düşünüyorsan..